SAHİH-İ MÜSLİM

Konular        Numaralar  

İMAM NEVEVİ ŞERHİ

148 NOLU HADİS İÇİN

 

"Bize Şeyban b. Ferruh tahdis etti." Bu kelime ucme (Arapça olmayan) ve alem (özel isim) olduğundan dolayı munsarıf değildir. Kitabu'l-Ayn sahibi der ki: Ferruh, İbrahim el-Halil'in oğlunun adıdır ve o acemlerin babasıdır. Sahibu'l-Metali ve başkaları da aynı şekilde Ferruh'un, İbrahim (aleyhisselam}'ın oğlu olduğu ve onun Acemlerin atası olduğunu da nakletmiş bulunmaktadırlar. İmamlardan bir topluluk da sözünü ettiğimiz gerekçelerden ötürü mu nsarıf olmadığını açıkça ifade etmişlerdir. Allah en iyi bilendir.

 

"Bana Sabit, Enes b. Malik (r.a.)'dan şöyle dediğini tahdis etti. .. Senden bana ulaşan bir hadis (sebebiyle) dedim." Buradaki lafızlar daha önce bu başlıkta (babta) geçmiş bulunan İbn Muhayrız' den, o esSunabihl'den, o Ubade b. es-Samit (r.a.)'dan şeklindeki lafızlanna benzemektedir. Buna dair açıklamayı açık bir şekilde daha önce kaydetmiş bulunmaktayız.

Üzerinde durmakta olduğumuz hadisin senedine gelince: Bana Mahmud b. er-Rabi, İtban'dan bir hadis tahdis etti. O hadiste Mahmud dedi ki:

 

Medine'ye geldim. İtban ile karşılaştım. Bu isnatta iki incelik vardır. Bunlardan birisi bunda üç tane sahabi birbirinden rivayet nakletmektedir. Üç sahabi ise Enes, Mahmud ve İtban' dır. İkincisi ise bu hadis yaşça büyük olanların küçüklerden rivayeti türündendir. Enes yaşça da, ilimce de, mertebe itibariyle de Mahmud' dan daha büyüktür. (Allah hepsinden razı olsun)

İkinci rivayette de "Sabit, Enes'ten şöyle dediğini nakletti: Bana İtban b.

Malik tahdis etti" demektedir. Bu ise birincisine muhalif değildir çünkü Enes bunu önce Mahmud' dan, o İtban' dan diye dinlemiş sonra Enes, İtban ile bir araya gelince hadisi ondan dinlemiştir. Allah en iyi bilendir.

 

İtban isminde ayn harfinin kesreli okunması cumhurun başka türlüsünü sözkonusu etmedi, sahih ve meşhur olan telaffuzdur. Sahibu'l-Metali ise şöyle demektedir: Biz bunu İbn Sehl yoluyla ötreli olarak da (Utban şeklinde) zapt etmiş bulunmaktayız. Allah en iyi bilendir.

"Gözüm bir parça rahatsızland!." Diğer rivayette ise "görmez oldu, kör oldu" demiştir. (11242) Bir parça demekle de gözlerinin kör olmasını kastetmiş olabilir. Körlük ise görmenin tamamen gitmesidir. Bu ifadeleriyle görmesinin zayıfladığını ve büyük ölçüde azaldığını kastetmiş olma ihtimali de vardır. Diğer rivayette buna körlük demesinin sebebi ise ona yakın olması ve sağlıklı iken yapabildiklerinin bir kısmını gerçekleştirememesinden ötürü körlükle ortak yanı olduğundan ve ona yakınlığı dolayısıyla bu ismi vermiş olabilir. Allah en iyi bilendir.

"Sonra bunun en ağırını ve en büyüğünü Malik b. Duhşum'a isnad ettiler." "Büyük" anlamındaki "uzm" lafzında ayn harfi ötrelidir. Büyük çoğunluğu büyük bir kısmı demektir. "Ağır olan" anlamındaki "kubr" lafzı ise kef harfi hem ötreli, hem kesreli okunabilir. Her ikisi de fasih ve meşhur iki söyleyiştir. Bu hadiste her ikisini de Kadı lyaz ve başkaları da zikretmiştir ama onlar ötreli okuyuşu tercih etmişlerdir. "Aralarına sözün en büyüğünü söyleyene gelince" (Nur, 11) ayetindeki "kibr" lafzı kaf harfi kesreli ve ötreli olarak da okunmuştur. Kesreli okuyuş yedi imam'ın kıraatidir, ötreli okuyuş ise şaz kıraat1er arasındadır. Müfessir İmam Ebu İshak (rahimehullah) dedi ki: Genelin kıraati kesrelidir. Humeyd el-A'rec ve Yakub el-Hadramı ise ötreli okumuşlardır. Ebu Amr b. el-Ala o hatadır derken, el-Kisai her ikisi ayrı söyleyişlerdir, demiştir. Allah en iyi bilendir.

 

"Bunun en büyüğünü ve en ağır olanını. .. isnad ettiler." Yani onlar kendi aralarında konuşup, münafıkların durumunu, çirkin işlerini, onlardan çektiklerini sözkonusu ettiler ve bunların büyük bir bölümünü Malik'in kendisine nispet ettiler.

"Bin Duhşum" lafzına gelince, birinci rivayette bunu bu şekilde zaptetmiş bulunmaktayız, ikincisinde ise küçültme ismi olarak hı' dan sonra ye fazlalığı ile (bin Duhayşim şeklinde) zaptetmiş bulunuyoruz. çoğu asıl nüshada da bu şekildedir. Bazılarında ikinci rivayette de küçültme ismi şeklinde değildir. Diğer taraftan birinci rivayette (Duhşum) ismi (elif, lamsız) ikincisinde ise elif lam'lı (ed-Duhşum)dır.

 

Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: Biz "Duhşum" ismini aynı zamanda "Duhayşim" şeklinde küçültme ismi olarak da rivayet etmiş bulunmaktayız. Yine biz bu ismi Müslim' den başka kaynaklarda mim yerine nun ile hem küçültme ismi, hem büyüitme ismi olarak rivayet etmiş bulunuyoruz. Şeyh Ebu Amr b. es-Salah dedi ki: Aynı zamanda "b. ed-Dıhşin" de denilir.

Bil ki, burada adı geçen Malik b. Duhşum Ensar'dandır. Ebu Ömer b. Abdilberr bu zatın Akabe' de bulunup bulunmadığı hususunda ilim adamları arasında ihtilaf bulunduğundan söz etmekte ve şöyle demektedir: Ancak onun Bedir' e ve Bedir' den sonraki diğer önemli olaylara katıldığı hakkında ayrılık içinde değildirler. Onun münafık olduğu sahih değildir çünkü onun itham edilmesine imkan vermeyen İslam' a güzel bir şekilde bağlandığını ortaya koyan pek çok halleri görülmüştür. Ebu Ömer (b. Abdilberr) (rahimehullah)'ın sözleri burada sona ermektedir.

Derim ki: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) batınen de onun iman etmiş olduğunu ve nifaktan uzak bulunduğunu, Buhari (rahimehullah)'ın rivayetinde yer alan şu buyruklarıyla açıkça ifade etmiş bulunmaktadır: "Sen onun la ilahe illallah dediğini ve bununla yüce Allah'ın rızasını aradığını görmüyor musun?"

 

İşte bu (11243) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in onun bu sözünü tasdik ederek, doğruluğuna inanarak, onunla yüce Allah'a yakınlaşmak amacıyla söylemiş olduğuna bir tanıklığıdır. Ayrıca yine onun lehine Bedir ehli hakkında bilinen şahitliği ile de şahitlikte bulunmuştur. O halde onun imanının samimiyetinde şüphe etmemek gerekir (r.a.).

Ayrıca bu fazlalıkta imanda itikat olmaksızın dil ile söylemek de yeterlidir, diyen aşırı mürdedIerin kanaati de reddedilmektedir. Çünkü onlar bunun gibi hadisleri delil diye almışlar fakat bu fazlalık ise onların kanaatlerini çürütmektedir. Allah en iyi bilendir.

"Keşke ona beddua etse de helak olsa, diye arzu ettiler, ona keşke bir kötülük isabet etse diye temenni ettiler." Bazı nüshalarda "şer/kötülük", bazılarında başına be cer harfi ziyadesi ile gelmiş, bazılarında ise "şey" diye yazılmıştır. Hepsi sahihtir.

Rivayetin bu kısmında münafık, ayrılıkçı kimselerin helak edilmelerini ve hoşlanılmayan olayların başlarına gelmesini temenni etmenin caiz olduğuna bir delil vardır .